Gizli İlimler Sitesi  
Medyum Burak

  -  
Go Back   Gizli İlimler Sitesi > LAHUTİYE KÜLTÜR SANAT BİLİM EĞİTİM > Edebiyat

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 20-09-11, 22:26   #1 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart Ah Minel Aşk...

Ah Minel Aşk...
Medyum Burak
Bir çoğalmadan ibarettir aşk, bir coşmadan, kabarmadan, büyümeden ibarettir. Devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün?
.
Sözün var olduğu günden beri, en fazla sarf edildiği alan aşktır. Aşk üzerine söylenmiş sözlerin sınırı yoktur. Belki söylenmemiş söz de yoktur; ama her dönemde başka türlü söylenmekten dolayı çoğalan söz vardır. Söz nötr bir varlıktır, üst derecesi kelam, alt derecesi laftır. Sözün kelam derecesinde konusu aşktır. Söze en güzel manayı aşk verir. Bütün boyutlarıyla sözü aşkla söylediğiniz zaman sözün güzelliğini hissedersiniz. Bir cümleyi aşkla yazın; görün cümle ne kadar güzelleşir. Usulen yazılan cümleden muhatabın alacağı pek bir şey yoktur.
.
Hayatin aşktan yoksun olduğu hiçbir zaman gösterilemez ki. Bitkinin hayati olsun, insanin hayati olsun, dünyanın hayati olsun, bütün hayatların her kademede aşka ihtiyaçları vardır.
.
Aşkla bakmak; yürekle bakmak demektir. Göz sadece bir fonksiyonu yürütür; ama fonksiyonun içini dolduran, onu san’ata dönüştüren gönüldür. Biz gözümüzle bakarız; ama gören gönüldür. Gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir.
.
"Yalnızca bir türlü aşk vardır; ama görüntüleri binlerce türlüdür" der bir bilge. Üç çeşidini söyleyelim: Aşk beşeridir; şakayla baslar, sorumluluk getirir. Gözden girer, gönülde yasar. Surete meyledenler ziyandadır. Aşk platoniktir; sohbetle baslar, zahmet getirir. Zihinden girer, gönülde yaşar. Siretini süslemeyenler yol şaşırır. Aşk İlahidir; imanla başlar, vahdete götürür. Gönülde doğar, gönülde yasar. Sırrı saklamayanlar, başını verir.
.
Aşk, Allahu Teala'nın "Bilinmeyi istedim kainatı yarattım" buyurduğu noktada başlar. Ve oradan bir ırmak gibi birdenbire coşkuyla akar, binlerce yola ayrılır, binlerce ırmak oluşur. Bir bastan binlerce baş oluşur. Onun için bir türlü aşk vardır. Varlığımızı sürdürdüğümüz medeniyet birikiminin içinde aşkın bütün çeşitleri mevcut. Bugün dahi mevcut, biz hangi boyutunda yasıyorsak aşkın, o türlüsünü tadıyoruz demektir.
.
Beşeri aşkın (mecazi aşkın) İlahi aşka dönüşmesi tabii bir seyir. Pek çok mutasavvıf İlahi aşk için beşeri aşkı ilk basamak olarak görür. Çünkü Allah güzeldir, güzelliği sever. Mevcudattaki o İlahi kudretin eserine bakarak ancak bir izden asıla gidebilir, görüntüden orijinale geçebilir manasında beşeri aşkı ilk basamak olarak görmüşlerdir ve atlamışlardır oradan.
.
İşte; Leyla ile Mecnun. Leyla’nın bir beşer olarak aşkını Kays'in biriktirmesi... Kays içinde büyüyen o aşkla ileride bir eşikten atlayarak Leyla ile bütünleştirmesi... Buradan da ileri giderek başka boyutlara yol alması... Artık o Hallacın "enel hak" dediği noktadır, o Nesimi'nin cübbemin altında "Allah'tan gayrisi yoktur" dediği noktadır. Gerek baş verirsiniz gerek derinizi yüzerler. Sırları ifşa etmek noktasında aşk biter.
.
Salt sırdır aşk. Aşk bir kişilik sırdır, iki kişiye müsaadesi yoktur. Zaten aşk tekildir. Sevilen hiçbir zaman aşkın içinde değildir. Aşkın içinde seven vardır o kadar. Sevilenin haberi bile olmayabilir aşktan, olması önemli de değildir üstelik. Aşk tekil olduğu için sırları da, kederleri de, acıları da, firkati de, hicranı da, gözyaşı da, ateşi de tekildir. Yani içinde bulunduğu ateş sadece bir kişiyi yakar, gözyaşı da bir kişiden akar, ayrılığı bir kişi çeker. Aşkı bunlar çoğaltır, aşkın "eksilmeyen fakat artan" özelliği ayni zamanda buradan beslenir. Gözyaşı aşkı artırır, hicran, hasret bu duygular aşkı devamlı büyütür, katmerler, yuvarlar bir çığ gibi. Yani aşk, acı çekmeyi bastan göze almayı gerektiriyor. Aşkın bir tarifi de acı ve bütün bu acılardan duyulan mutluluk. Onun ötesinde de insanin kabiliyeti. Aşk her gönülde ayni kıvamda varolamaz. Gönül medeniyetindeki gönüllerimiz aşkı değişik boyutlarda alacaktır, o zaman işin içine sırrı da girer. Yani benim sırrım benim kalbime sığacak olan kadardır, daha ötesini kaldıramaz. Sır, acı ve hasret varsa aşk vardır ve o aşk tekildir bir kişiyi ilgilendirir.
.
Biz aşkı genel kabulümüzde "beşeri aşk" derken bir zaaf olarak algıladık "İlahi aşk"i da bir hedef olarak gördük. Beşeri aşkın ve İlahi aşkın ikisinin de ayni anda ve ayni bünyede tezahürü bir geçiş itibarıyla mümkündür.
.
Ahsenü'l-Kasas buyurulmuş Yusuf Suresi'nde; aşkı anlattığı için bu sure. Mevlana "Zeliha o hale gelmişti ki..." diyor, "... çörekotundan öd ağacına kadar her şeyin adi Yusuf'tu onun için. Yusuf'un adini başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. Mum ateşte yumuşadı, dese; sevgili bize alıştı, yüz verdi, demiş olurdu. Bakin ay doğdu, dese; söğüt dalı yeşerdi, dese (...); başım ağrıyor, dese; başımın ağrısı geçti, iyiyim, dese hep ayrı manaları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi, birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüz binlerce şeyin adini ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de..."
.
Hiçbir insan bir kadına aşık olmayı veyahut da bir kadının bir erkeğe aşık olmasını, "beşeri aşk" dediğimiz duyguyu yadsıyamaz, ayıplayamaz. Ne din, ne de yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler Allah'a aittir çünkü. Gönül ki Allah’ın evidir, aşkın her çeşidine itibar eder.
.
Bütün milimetrekarelerinde ayni sevgili olmayan bir gönül aşkı bilir mi acep?!. Bir kuru yakınlaşmayı, ilgiyi, arzuyu aşk sanarak yaşanılan ömür adına va veyla ve va esefa!.. Bir Cemal'e kul, bir Ahmed'e köle, bir Leyla'ya deli ve bir ışığa pervane olmayanın aşkı mi vardır, ya akli mi vardır ki!.. Alem bir ask için yaratılmış ve "Aşk imiş her ne var alemde!...
.
"Muhabbetten Muhammed oldu hasıl
Muhammedisiz muhabbetten ne hasıl."
.
Sevgi üzerine kullanılabilecek bütün mecazları üstüne alınmadır aşk. Aşk acıdır, hasrettir. Hicran ve hayrettir, firkat ve gurbettir. Gözyaşı ve ahtır; tazarru ve münacattır. Aşk ölümdür, can vermedir, kurban olmadır. Canların birbirinde kaynayıp erimesidir; canların can özünde yitirilmesi ve aranmamasıdır aşk. Parçalara böldükçe demiri, mıknatısı güçle bütün parçaların yine birbirlerini aramalarıdır. Arama gücünü yitiren, zayıflatan, küçülten parçalar bırakır; ancak birbirini kovalamayı. Tasın içinde saklı olan ateştir aşk; bir kıvılcım çakınca kuşatır bütün evreni. Atom çekirdeği etrafında saniyede iki bin kilometrelik hızla dönen elektronların karıdır bu. Kudretin ve İlahi san'atin özündeki cevherden beşeri estetiğe akıp gelen ilhamdır o. Bir şehre Ussak bir köye Asıklar adini vermektir. Aşk ki şiirde Su kasidesi, mimaride Selimiye, musikide Ferahfeza'dir. Aşk, haddehanelerden dökülen ateş, manaya gebe sözdür. Aşk, meşktir.
.
"Kim aşık olur da iffetini muhafaza eder, halini gizler ve bu yüzden ölürse şehit olarak vefat eder." diyen bir hadis-i şerif rivayet ediliyor.
.
Kalplerimizin incelmesi, yüreklerimizin güzellikleri tatması ve tanıması açısından her insanin aşka ihtiyacı vardır. Bunu yasaklayamazsınız. Fakat gizlilik esastır. Aşık olan insan aşkını herkese ilan edemez, bu ayıp bir şeydir. Çünkü sevgilinin adi onun için kutsaldır. Sevilen insanin eskiden beri adinin ulu orta söylenmesi aşık’ı incitir. Aşık olmak değil, aşkı söylemek ayıptır. Çünkü aşk bir sırdır dedik. Aşkı mutlaka kötü yorumlamamak lazımdır. Çünkü aşk olgunlaştırıcıdır. Gönlümüzle, Allah’ın işaretlerini görebilmemizi sağlayacak en önemli vasıtalardan birisidir aşk. Gönlü açmak ancak sevmekle olur. Aşktan kaçış ta yoktur, siz istediğiniz kadar yasaklayın o, kişiye bir gün gelir. Seyh Galib’in dediği gibi "Birden bire bu aşkı bu tuhfe bulanındır." (Tuhfe:hediye)
.
Önce beşeri aşkın rafine edilmesi lazım, İlahi aşka yükselmesi için. Bir insanin esine veyahut da bir başkasına beslediği aşk-i mecazi var. Daha sonra bu insan Aşk-i İlahi‘ye yükseliyor. Bu hal ailesine karşı olan aşkında bir düşme göstermeyecektir. İlahi aşkın içerisinde beşeri aşkın cüzleri zaten mevcuttur. İlahi aşka vasıl olmak bilakis beşeri aşkların temelini sağlamlaştırır. Denizin içinde damla vardır; ama deniz damladan ibaret değildir. Bugün aşkla ibadet edebilen bir insan, yarin ibadet eder gibi aşık olabilir. Bugünkü isini aşkla yapan da, ayni isi yarin aşk ile yapamayabilir.
.
Aşk sayesinde insan ebedilik kazanır ve lamekan olur. Aşk bir hiçliktir tasavvuf neşvesinde. Fakat o hiçlikte kendinizi "hiç" hissettikçe var olursunuz ve hiçlik büyük bir varlığa sebep olur. Can verirsiniz; ama can verdikten sonra yaşamaya başlarsınız, kendinizi feda edersiniz feda olduktan sonra şöhret olursunuz.
.
"Güzelsiz olmazız amma oluruz etsiz ekmeksiz".
.
Beşeri boyutta aşkın mekanı ve zamanı çok kısıtlı, insanlar sadece birisinin gözlerini görebiliyor. "Küçüksu'da gördüm seni, gözlerinden bildim seni" gözlerinden başka bir yerinden de bilmesi mümkün değil zaten. Böyle bir kıyafet, böyle bir toplum yapısı, sokakta olmayan bir kadın. Beşeri aşkın sadece gözyaşı getirdiğini, sadece acı getirdiğini, dolayısıyla bizim şairlerimizin de "sevgili" diye hitap ettikleri insanların ancak kokularını duyabildikleri; saba yeli sevgilinin saçının kokusunu getirdiği zaman, acısının en fazla olduğu, yoldan geçecek diye günlerce yolda beklemek, bir haber gelecek diye bir süzgün bakışına, bir gamzeli bakışına muhatap olurum diye günlerce uykusuz kalmak. Bütün bunlar içerisinde beşeri ilişki ve birliktelik çok sınrlı. Bu sınırlılık aşkın bir gömlek daha yükselmesini sağlayabiliyor. İçinizde büyütüyorsunuz, hasretin çoğalması aşkın da çoğalması demek.
.
"Eyitti ol peri bir gün düşüne gireyim bir seb, Sevincimden nice yıllar geçiptir görmedim uyku" : O sevgili bir gün bana dedi ki hadi gönlün olsun rüyana gireceğim bir gece, bu sözü duyduğumdan sonra sevincimden nice yıllar geçiyor hala uyku uyuyamadım. Böyle bir tek söz, bazen bir çift göz ömür boyu süren bir aşkın merkezidir. Böyle bir toplumda o güzellikten, o sözden yola çıkan insan İlahi aşka gidebiliyor.
.
Aşkın en büyük özelliği ruh terbiyesine müsait olması. Seven daima niyazda, sevilen daima nazda. Sonuçta insanin yaratılısındaki özü, mutlak suretle hissetmesini sağlayacak bir acı ve kederle kalbi yumuşatmak, mumları eritmektir. Kalp mumlaşıp mum da eriyince ister istemez bir yanış, "Hamdım, pistim, yandım" olur. Yanma son noktadadır. Artık çeşitli tecellileri kabul etmeye hazırız; hoşgörü, affetme, sabır ve hatta bütün ömrünüz boyunca ulaşacağınız duyguları kapsar. Bunu yapmadıkça, kalp çiğ kalır, ister istemez meseleleri de hazmetmek zor olur. Onun için ayrılık vardır, acı ve hasret vardır. Aşkta vuslat yoktur, vuslat olduğu an aşk yoktur. Vuslat aşkın düşmanıdır üstelik.
.
Bugünün nisanlılıkları üç ay, evlilikleri iki-üç sene sürüyor. Çünkü aşk diye yaşanılan şeyler riyakarca yürütülen bir oyundan ibaret. Her iki taraf da gerçek yüzlerini gizliyorlar, karşı tarafa hoş gelecek geçici bir hale bürünüyorlar. Oğlan bir simit alıp gelesiye kadar, kız yeni bir sevgili bulabiliyor mu kendine, ona bakmak lazım. Bu kadar vazgeçilebilir duygulara aşk diyebiliyorlarsa onu sorgulasınlar.
.
Aşk sorgulanmalıdır; bir ilgi midir, bir sevgi midir, bir tutku mudur. Anormalliktir; ama bu anormalliğe geçiş sürecinde bizim duygularımızı hangi derecede, hangi merhalede tuttuğumuza bağlı. Bir üstünlük, bir ayrıcalık vesilesi yani. Oysa bugün hepsine aşk diyoruz, hatta cinselliğe bile aşk deniyor, aşk yapmak aşk adına çok küçültücü bir şey üstelik. İnsanin bir ilgiyi aşk sanması; onun askıdır; fakat aşkın ancak bir nebzesidir. İçinde aşk yok değil mutlaka vardır; ama askın ne kadarıdır iste ona bakmak lazımdır. Mutlak aşktan herkes ancak nasibi kadarını alabilir.
Bir şeyin aşk olabilmesi için tutkulu olması, patolojik olması, anormal olması gerekir. İştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni, yemek boğazda düğümleniyorsa; derin uykularda görülen rüyadan sonra bir daha uyku girmiyorsa gözlere, sen bir mecliste adi anıldığında onun, inziva engin bir boyut kazanıyorsa, hamasi bir söylevin tam ortasındaki bir kelime, bir cümle ne dediğini bilmezleştiriyorsa insani, iste odur aşk. O ki, göz kapakları kapandığında karanlıkları son bulmuyorsa, ne cür’et aşktan söz edile!?.

Eskiler "Ah mine'l-Aşk" yani "Ah aşkın elinden!..." demişler. Galiba biz de "Ah Bine'l-Aşk " yani "Ah aşka ulaşmak!..." demeliyiz.

iskender pala
__________________

Konu SOLAK tarafından (20-09-11 Saat 22:27 ) değiştirilmiştir. Sebep: Konu başlıklarının ilk harfi büyük yazılmalıdır
aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Medyum Burak
Alt 20-09-11, 22:26   #2 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart

Bu yazıya başlıyorum çünkü her başlamayı bir dua biliyorum. Çünkü aczimizin ışık görmemiş incileri ancak başlayınca dökülür avuçlarımıza. Fakrımızın okşanmaya aç şalı ancak bir işe başladığımızda serince sarılır boynumuza. Nihayetsiz acizin nihayetsiz kudret sahibi karşısındaki hali n'ola ki duadan gayrı? Hadsiz fakirin sonsuz rahmet sahibi huzurundaki hali n'ola ki yakarmaktan öte? Başlamanın başucunda "O'nun adıyla" teslimiyet saklıdır her daim. Demek ki her başlamanın ayakucunda kendi adıma var olma zannının başına buyruk yaşama hevesinin ezilmiş cesedi yatmakta.
Bu yazının ikinci paragrafına da başlıyorum çünkü bir dua makbuliyetinin bir çağrı kabullenmişliğinin sonsuz yumuşak yağmurunu hissediyorum dimağımda damağımda. Gökçekimine tutulmuş gibi parmaklarım. Parmak uçlarım ile tuşlar arasındaki ilişki şimdi Beylerbeyi?nde seyrettiğim martılar ve boğaz suları arasındaki ilişkinin aynısı. Onlar denizin kıpırtıları arasında rızık ararken ben zihnimin kıyılarına vuran anlamları kelimelerin gagasına asmak istiyorum. Onlar da ben de duadayım. Gerçeği gerçek olarak görmek de rızık. Gerçeğin rızkını ona tâbi olarak yudumluyoruz. Yanlışı yanlış bilmek de rızık. Yanlışı yanlış bilmenin ekmeğini tuzunu ondan sakınmakla yiyip içiyoruz.
Bu yazının üçüncü paragrafına da başlayabiliyorsam "nefesimize dolanmış arsız çığlıkları" susturma çağrısının ardı sıra yürümeye çabaladığımdandır. Yine alışverişimizi her an O?nunla yaptığımızı hatırlatan "aldığımız her nefesten helâllik dile"me inceliğinin ipinde yürümeye çalışıyorum hece hece.
İşte bir paragraf daha başladı. Yeni cümleler belki yeni kelimeler.. Okuyucumun bu satırlara verdiği göz nurunu hak edecek hakikat kevserini doldurmaya çalışıyorum kelimelerin kâsesine. Harfler üzerinden iniyoruz kalplere. Arsız çığlıkları kelimelerin kalbine yüklenmiş hikmetlerin derin sükûnetine sarıyoruz. O yüzden sevgili okuyucu işte o yüzden benim tuhaf sızılarım var garip sancılarım var acayip acılarım var. Bir lügatin tozlu sayfalarında unutulmuş kelimelere acıyorum ben. Sıcacık bir dudağa değmeyeli yıllar olmuş şiirler için ağlıyorum ben. İlk söyleyeninden bu yana heyecanlı bir nefese dolanmamış sözler için üzülüyorum ben.
Bir düşün hele. Nice kutlu damaklardan süzüle süzüle gelmiş bir söz olsan sen sonra bir kenara bırakılsan. Seni seslendirenler geri kafalı sayılsa seslendikleri de boş boş baksa. Bir toplumu heyecanlandıran iki yabancıyı birbirine bir anda aşina eden bir şiir olsan sen ama gözden düşmüş dilden sürülmüş olsan. N?edersin?
İşte son paragraf: Bak ki nereye geldik. Otur şöyle yanıbaşıma gel dinlen aklımın başköşesinde diyebildiğin bir sözün var mı senin? İçinin loş kuytularından akıl terini döke döke çektiğin toprak testiyi serince doldurup dudakların çatlağını onaran bir kelimen var mı senin?
"Ah minel aşk!" dediğiydi şairin. "Ah ki aşktan çektiğim" dediğiydi. Bak ki n'oldu "Ah!"lara. Aşklar gibi "Ah!"lar da sığ telaşların boş sevdaların başını bekler oldu. "Ah!"a değmeyen sığ dertlere harcanıyor "Ah!"lar ah! Ümit vermeyen sevdaların ardına savruluyor "Ah!"lar ah!
"Ah minel Ah!"
Ah ki Ah?tan çektiğim!
"Ah ki ilel Ah!"
Ah ki Ah?a çektirdiğim.

Senai Demirci
aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20-09-11, 22:27   #3 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart


Kalp ne ile doluysa dudaklardan o dökülür!...

Eski âşıklar sevgili uğrana ölmeyi bir ideal, bir amaç bilirlermiş. Onlar, uğruna ölünecek sevgililer buldukları için bahtiyar idiler. Gün gelir, sevgililer de âşıklarını sever umudunu içlerinde durmadan büyütüyorlardı. Oysa aşk, iki kişi arasında asla eşitlenmeyen bir şeydi. Allah, âşığın uğraştığı sevgiyi maşuktan esirgemişti. Bunun içindir ki âşıklar, ya kendilerine verilen derdin aynısının sevgiliye de verilmesi ya da sevgilide ki vurdumduymazlığın aynısı ile kendilerine de ihsanda bulunması için yakarır dururlar. İsterler ki, Allah aşkı seven ile sevilen arasında eşit bölüştürülsün... Oysa aşk bu demek degildir. Seveni sevmek kolaydır; marifet o sevmediği zaman da onu sevebilmektir. Gerçek âşık bilir ki, kendi içindeki aşk ateşinin aynısı sevgilide de vardır ve gönülsüz de olsa, o da aşkı duyumsamaktadır. Ne var ki sevgili çok sabırlı, âşık da sabırsız olduğu için bu aşk yarası tek taraflı kanamaktadır. O acılar, o ayrılık ve hasret ateşleri âşığı yakıyorsa öte yandan da pişiriyor demektir... Âşık, ancak bu pişme sürecinde ham iken olduğun, çiğ iken kâmil olur. Çünkü aşk yolunda varılacak merhalelerin en yücesi, aşkın olgunluğu ile kendi dünyasını kurabilmektir. O mertebeye gelindikten sonra aşk uğrunda can vermek âşığa âsân gelir.
Amaç aşk uğruna ölmek değil, uğruna ölünecek aşkı bulmaktır. Bu aşk, cennet emelinden uzaklaşıp cemale erme hedefini gözetir. böyle bir aşka giriftar olduktan sonra geriye ne kalır ki!?.. Dünyayı elinin tersiyle itiver gitsin!.. Hani Fuzûlî'diyor ya:

Cennet için men eden âşıkları dîdârdan
Bilmemiş ki cenneti âşıkların dîdâr olur
Cennetten uzaklaştırdığı gerekçesiyle âşıkları sevgilinin diyarına (yüzüne) bakmaktan alıkoyan kişi bilmiyor ki âşıkların cenneti sevgilinin yüzüdür!..

İskender Pala...
aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 20-09-11, 22:28   #4 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart



Hiç olmadığı kadar karanlık ve hiç olmadığı kadar yağmurlu bir gecede Yûsuf’u hatırlayan Züleyha çöle ve ırmağa baktı. Buhur yakma saati çoktan geçmişti tapınakların.Züleyha geçmiş zamanlara ve gelecek zamanlara baktı. Dudağının ucunda kendi hikayesine tanıdık acı bir gülümseme vardı.
Duy dedi Züleyha duy beni ey gelecek zaman
duy beni yazılmış ve yazılacak olan bütün hikayelerin kadın kahramanları.
Bütün o yaşanmış ve yazılmış olan
bütün o yaşanmamış ve yazılmamış olan
hikâyelerin kadın kahramanları.
Kadınlar ve kızlar
dişil ve doğurgan
duygusal ve duyarlı olan.
Eril olmayan yani
fethetmeyi değil fethedilmeyi bekleyen kale daima.
Gecenin karanlık koynunda kapılarını açan kenten fazla
en fazla bir sandalı koynuna alan deniz.
Durağan
ve çaresiz
ve lekesiz
ve temiz tertemiz.
Adı tarihe geçmiş ve geçecek
dişil ve doğurgan
kadın ve kız olan yani ki
yani ki bütün hikâyelerin baş kahramanı olan.
Dünyanın çevresinde döndüğü asıl güneş çağların gerçek sahibi gerçek yazıcısı tarihin
bir anda en güçlü hükümdarları yerle bir kılan
en güçlü kumandanları köle en zelil köleleri hükümdar kılan
tutsakları en derin aydınlıkta hür hür olanı en koyu karanlıkta tutsak kılan
hükümsüzü birden bire hükümlüye çeviren
hükümlüyü birden hükümsüz eden.
Geçer akçeleri geçmeze geçmez akçeleri geçere dönüştüren saklı ve gizli el.
Ama güçsüz
çünkü daima ödeyen ve ödenen bedel.
Duyun beni geçmiş ve gelecek zamanların bütün hikâye kahramanı kadınları
ve hikâye kahramanı olmayan kadınları.
Bir ben gibisi olmayacak aranızda
hiçbirinize benzemediğim kadar hiçbiriniz benzemeyeceksiniz bana.
Hepiniz düz yollarda sakin ve güvenli bir yaşamın kollarındasınız
bense derin ve karanlık bir kuyunun başındayım.
Fethedilen değil fethe kalkışan olarak kalacak geçmiş ve gelecek zamanlara adım.
Acım acınızdan
gücüm gücünüzden çünkü çok daha fazla
aşk benim hakkım
aşkın hakkımız olmayanı istemek anlamına geldiğini bildiğimden bu hak ediş
çünkü bu aşk benim yazgım
çünkü kutsal kitaplarda zikredilecek benim adım.
Yükselmek için düşmek arınmak için kirlenmek
çıkmak için batmak lâzım.
Yeniden doğmak için ölmeli insan bir kere
ruh olmak için teni yakmalı kadın
ve suyun serinliğini bilmek için ateşe düşmeli kadın.
Vurucu kavrayıcı ve kuşatan
durmayan koşan
böyle yazılmış benim yazgım
kutsal kitaplarda böyle geçecek adım
yazgıma ben nasıl baş kaldırırım?
Hanım hanımcık ol böyle denecek Leylâ’ya .Ve oda öyle olacak.Çöle düşen Mecnun Leylâ değil.Leylâ ağlamak için bile bahane bulmak zorunda. Ben öyle miyim ya?
Şirin’in bahtına düşen uğrunda dağlar delinen olmak olacak dağları delen değil.Suyu bulmak Ferhâd’ın bahtı.
Aslı en fazla bir âh felekleri tutuştursa da. Açılıp kapanan düğme Aslı boyundan ayağa.Yanıp küle dönmek Kerem’in hakkı olacak.
Ben Aslı gibi miyim ya?
Evli evinde yerli yerinde
bana yazılansa benim alnıma Yûsuf’un gömleğini yırtmak boydan boya
nasıl karşı çıkarım yazgıma?
Adım
ey geçmiş ve gelecek zamanların
dişil ve doğurgan duygusal ve duyarlı
hanım hanımcık durağan
ve çaresiz
ve lekesiz
bütün hikâye kahramanları.
Adım adınızla birlikte anılsa da
dağlar ve ırmaklar arasında
gökler ve yer arasında olduğu kadar mesafe olacak adımla adınız arasında.
Siz yazgınızla iffetli
çaba harcamayacaksınız eteğinizdeki çamuru akıtmaya.
Ben yazgımı yükleneceğim önce
sonra yazgımdan iffet çıkaracağım.
Bu yüzden Yûsuf’un arka tarafından yırtılan gömleğinden
Züleyha’nın önden yırtılan eteğine kadar uzanacak yolum
Adım adım
aşk benim hakkım.

__________________
aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20-09-11, 22:30   #5 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart

Aşkın bahsine ne kalem yeter ne de kelam; aşka dair ne yazılmış ne söylenmişse sade ve sadece girizgâh beyanındadır.

Âşık-maşuk-aşk üçgeninde payına âşık-ı sadıklık düşen bir kalemin noktasından çoğalıyor bu yazı. Yirmi birinci yüzyılın hissiyatına uyum sağlayamayan bir insanın nazarından kabarıyor bu yazı. Bu yazı ki baştan aşağı âh ve tepeden tırnağa aşk… Oysa aşkın ancak adı kaldı…

Benim bildiğim aşk, Mesnevilerin efsaneleşmiş kahramanlarıyla nefes alan; içine bir parça Fuzûlî lirizmi, bir tutam Şeyh Gâlib derinliği katan; Kaf Dağı’nın misk ü amber kokularıyla mest olan; servi boylu güzelin hayâliyle şiir meclislerine dolan Divan Edebiyatı âşıklarından sız(l)ıyor.

Benim bildiğim aşk, “Meveddet” ile başlıyor. Âşık öncelikle aşka dair koca bir özlem besliyor; içinde âşıklık istidadını hissedip sevginin yollarını gözlüyor. Sonrası “Heva”… Âşık, koca bir hevesle aşka düçar olup sevdaya tutuluyor. Gözyaşıyla hemhâl olup bir mum gibi yine kendinde boğuluyor. “Hillet” geliyor ardı sıra… Âşık sevgi ile, aşk ile mest oluyor ve bu tatlı sarhoşlukla ne yaptığını, ne yapacağını bilmiyor. “Muhabbet” kademesine ulaşınca âşık… Sevgiliyle düşünüyor dünyasında ve sevgiliyi düşlüyor rüyasında. Sevgili neyi ve kimi seviyorsa âşık da o yollara seriyor benliğini. Gözü kapalı fakat gönlü açık… “Şegaf”ta devam ediyor yolculuk, devam ediyor çile. Acının, sancının ne olduğu biliniyor ve gerçek aşkın hamuru burada yoğuruluyor. “Hüyam” derecesi biliniyor sonra. Âşık çıldırıyor, âşık kendinde kendini bulamıyor. Bilemiyor. Akıl gidiyor, zira aşk gelince bir haneye iki misafir sığamıyor. “Veleh”te yavaş yavaş görülüyor yolun sonu. Sevgiliyi seyreyleyen âşık hayret ediyor, hayran kalıyor ve artık benliğini hiç mi hiç bilmiyor. Baktığı her yerde O, gördüğü her serde O… Ve “Aşk”… Âşık son hücresine, son zerresine varasıya dek yok oluyor. Çokluğunda yokluğunu bulup benliğinde “sen”liğini biliyor.

Benim bildiğim aşkta, âşığın hâli Âh mine’l aşk-ı ve hâlâtihî/ Ahraka kalbî bî harârâtihî diye inleyen şairin âhından bellidir. O âşık ki, kabz hâlinde tutuşur ve tutulur; bast hâlinde zihni, gönlü açık ve kutludur. O âşık ki, sekr hâlinde sarhoştur ve sahv hâlinde yine kendini bulur.

Aşk odur ki Hallac’ta Ene’l Hakk, Nesimî’de Leyse fî cübbeti illa’llah, Yûnus’ta Ete kemiğe büründüm/ Yûnus diye göründüm diye söze dökülüp asırların kalbine mühür gibi vurulur. Aşk nedir diye sorulsa Ben ol da bil der Mevlânâ. Gâlib ise isminin zıddına, çoktan mağlup olmuştur aşkın oduna:

Kevser-i âteş-nihâdın adı aşk
Dûzah-ı cennet-nümânının adı aşk
Bir lûgat gördüm cünûn isminde ben
Anda hep cevr ü cefânın adı aşk

Aşk bir masaldır artık. Eskilerin canıyla beslediği aşk, kitap sayfası; eskilerin kanıyla beslediği aşk, mürekkep damlası olup raflara kaldırılmıştır. Gökten üç elma yerine üç harf düşer:
A
Ş
K

Ve aşk… Çürüyen elmalardan da öte ayaklar altına, kurtlar sofrasına ve et pazarına düşer. Aşk, günübirlik sevdaların kana bulanmış ellerinden, leke bulaşmış dillerinden bunalır da Yûsuf gibi kuyulara, zindanlara düşer. Sorarım sana ey modern çağın akıllı âşığı! Cep telefonlarında, sanal ortamlarda, eğlence mekânlarında ayağa düşen aşkın ellerinden tutup pervane misali bedenini bir alevde unutup ve bülbül gibi gözlerini bir gülde uyutup kendini sevgide, kendini sevgilide kaybettiğin oldu mu? Yoksa “çıkma” adı altında devşirdiğin sahte çiçekler bâkîydi de gerçek aşkın soldu mu? Cevabın sende kalsın modern çağın mantıklı âşığı... Umudumu olsun bana bırak. Cismanî, bedenî, dünyevî arzuların zehirli ipleriyle boğulan gönül; hayâli, rûhanî, uhrevî bir nefesle dirilir bir gün. İnsanlar aşk diye andıklarının, gerçek aşk sandıklarının aslını anlar bir gün. Ve açılır gerçek aşk sandıklarının tozlu kapağı. Kırılır kilit, bozulur mühür… İnsanların sahte riyasından sıyrılıp aşkın o saf rüyasına vâkıf olur gönül. Aşk, iki günlük duyguların iki yüzlü hâlinden ve menfaatle beslenen sevgilerin ahvâlinden ayrılır. Maskeler düşer bir bir… Perde iner ve oyun biter.

Çığ gibi bir çağ kaldı kanlı avuçlarımda. Sözüm, zirveden eteğe düşen ve düştükçe büyüyen bir aşk zihniyetinin tam altında. Karlar altında… Heyhat! Eski dünyamızın eski aşklarına limanda kalmış yolcu gibi bakıyorum. Ah hayat! Daha onu görmeden sevgilinin zülfüne berdar olan, sevgilinin Elif boyundan sonra iki büklüm Dal gibi kalan, onun peykanını en kutlu hediye gibi gönlünde saklayan divanelerin, viranelerin, biçarelerin hâlini bu dünyanın âşıklarında bulamadığım için olsa gerek… Bir gözyaşı damlasıyla kendimden akıyorum. Yakıyorum yalan sevda masallarını. Ve bir Divan sayfasında hapsedip gülümü, bülbül gibi şakıyorum. Üstadın kelamıyla vesselam:

Aşk imiş her ne var âlemde…
aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 20-09-11, 22:32   #6 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart


Ayn, Şın ve Kaf
Harfler adını yazdı
Küfürden ve siyahtan sonra
Mürekkepten, hokkadan, fırçadan ve âhtan sonra
Sayfalarda görünen beyazdı

Kalem, coşuyordu nehirlerce
Kelâm, koşuyordu şiirlerce
Günlerce, gecelerce…
An bean
İnleyen insan
Dinleyen Kur’ân
Râzı olursan rızânaydı


Rahlenin önünde saf tutuyor alfabe
Elif be kanat kanat
Kat kat açılıyor aşk
Gül gibi…
Gül gibi lâleye dönüyor kâinat


Kol kola girsin artık noktalar
Yüzyılların sevdâsı bu
Duyuyor musun ey yâr!
Semaya yükselen harflerin sedâsı bu


Kitabım damla damla
Elif gibi, Lâm gibi
Vahdet boyundan, kesret saçından düştü
Dudağımın payına hiç yoktan Mim düştü
Gâlib’e pâre pâre gönül
Banaysa alev alev, kül kül
Elem düştü


Belî dendi ilkin, oysa dünyâ hep belâ
Sonra arza indi sayfalarca elif-bâ
İllâ!
İllâ gözlere harfler dokunsun
Ezanlar okunsun
Ezanlar…
Mihrapta ebru niyetine
Mehtapta hilâl hürmetine
Râ’nın oklarına kurbanlar, dünyâlar kadar

Bırak Dal sûretinde iyice bükülsün beller
Bırak Vav sûretinde secdeye dökülsün eller
Ve seller…
Bırak Nun gemisi süzülsün hicran denizinde
Kur’an-ı Kerîm izinde

Adını harfler yazdı
Küfürden ve siyahtan sonra
Mürekkepten, hokkadan, fırçadan ve âhtan sonra
Sayfalarda görünen beyazdı
Ayn, Şın ve Kaf
Harfler adını yazdı
Aşk, Aşk, Aşk…

Senem GEZEROĞLU
aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 21-09-11, 15:53   #7 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart



Ya Râb Belâyı Aşk İle Kıl Aşina Beni
Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni
Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni
Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni
Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni

aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 21-09-11, 15:54   #8 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart



Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.
aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 21-09-11, 15:55   #9 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart



Aşka Sevdalanma

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı
Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı
Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyadır halkı efgânım gara bahtım uyanmaz mı
Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı
Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı
Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı
Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 21-09-11, 16:01   #10 (permalink)
ÜYE
 
aşk-ı baki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20-09-11
Mesajlar: 18
Konular: 1
aşk-ı baki is an unknown quantity at this point
Standart



NAR-I AŞK
Beyaz bir kağıda mahkum hançer-i kelâm
Mürekkep zindan olmuş el –âlem elinde
OlmasaydıAŞK gölüne minettar kalem…
Hüznüm boy sürermiydi böyle avare dilimde…


Bir aşk-ı bakidir! MEVLA’DIR ! sonsuz bir deryadır adı: nâr-ı aşk…
Bir Meryem dir suspus olmaktır teslimiyettir adı: nâr-ı aşk…
Bir yâre-i hicrandır hüzündür,göz yaşıdır adı :, nâr-ı aşk…
Bir Züleyha dır Yusufi lisandır iffettir adı : nâr-ı aşk…
Bir derd-i mübtelladır sabırdır… Ah dır adı,: nâr-ı aşk…
Bir ahuyu ceylandır yardır ,canandır adı : nâr-ı aşk…
Bir mecnundur…ayrılığı vuslattır adı : nâr-ı aşk…

Bir muhabbettir! MUHAMMED MUSTAFA'DIR ! yanmaktır adı: nâr-ı aşk!!
üç harf, beş nokta denmiş namınaa a_ş_k
sırrına erilmemiş sonsuzluk mu? YÂRİN a_ş_k
evvelde yine sen vardın a_ş_k
tanımlamayan anlaşılamayan bir delhizmisin … a_ş_k
aşkın sahibine götürecek olan a_ş_k
beni bende yitiren a_ş_k
bende eneyi buldurana a_ş_k
aşık olmayan ne bilsinki aşk_ı
aşık olmayan kalem ne yazsın_ki
biter mürekkep kırılır kalem
kalır yarıda kelam
evvelde selam
aşk sonsuza götürür
aşk-ı baki isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı




Powered by vBulletin® Version kapalı
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.


Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp,yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımları iletişim bölümünden bizlere bildirebilirsiniz
Takip et: @lahutiye
Lahutiye Anroid Uygulaması
Lahutiye Chrome Uygulaması