Durugörü Yeteneği ve Geliştirilmesi Bilim Araştırma Grubu

Bu konu SUMASALI tarafından 9 sene önce açıldı, 332 kere okundu ve Henüz Cevap Yok.
SUMASALI
Üyelik Zamanı: 9 sene önce
Konu Sayısı: 159
Yanıt Sayısı: 452
9 sene önce

Büyük Alman şairi Goethe yıllar sonra olacak bir olayı durugörü yoluyla görmüştü. Olayı şöyle anlatıyor: Atın üzerinde Drusenheim’a doğru patikada gidiyordum. Birden bana çok tuhaf bir hal oldu. Kendimi, ömrümde hiç giymediğim garip giysiler, gene bir at üstünde olarak ve aynı patıkada bana doğru geliyor şeklinde görüyordum. Bu manzaradan kendimi kurtarmaya çalısır çalışmaz sekil kayboldu. Tam sekiz yıl sonra kendimi, o vizyonda gördüğüm gibi aynı giysilerin içinde ve aynı patikada buldum. Burada söz konusu olan, ileride olacak bir olayı aynen görmedir. Ve bu olay bir durugörü örneğidir. Durugörü Yeteneğini Elde Etme Çalışmaları Gözden gelecek uyaranlardan tamamen uzaklaşmak için biraz loş veya hafif mavi ışıkla aydınlatılmış sessiz, gürültüsüz bir oda tercih edilmeli, orada fazla hareket etmeden, rahat bir pozisyonda oturulmalıdır. Zihnen ve bedenen çok yorgun olunduğu zaman, yapılacak deneylerden iyi sonuçlar almak imkansızdır. Hele deneylere yeni başlayanlar, en dinç ve dinlenmiş zamanlarını seçmelidirler. Zaman için, genellikle öğleden. sonra saat 17.00 ile 21.00 arası en uygundur. Bu saatlerde ruhsal melekelerin, en çok açık bulunduğu, tesir alma yeteneklerinin arttığı kabul edilir. Deneye başlarken midenin çok dolu olmaması ve çok boş da olmaması lazımdır; Sonucu almak için telaş, sabırsızlık, acelecilik kesinlikle doğru değildir, Tam bir huzur ve sükün içinde, güvenle, ümitle deneylere başlamalı, sabırla sonuçları beklemelidir. Her gün deney yapmak, düzenle aynı saatte deneye oturmak yararlıdır. Fakat uzun zaman deneye devam edip yorgun düşünceye kadar uğraşmak hiç doğru değildir. Yorgun düştükçe alıcılık yeteneği azalır. Deney sırasında, zihni meşgul eden her türlü düşünceyi kovup, ümitle göreceğimiz şeyin ne olduğunu araştırmak ve bunun zihinde doğmasını beklemek gerekir. Zihinde ya görmek istediğimiz şekil doğrudan belirir ya da o şekle ilişkin bir duygu veya anlam zihnimizde canlanıverir. Eğer, birkaç şekil birden geliyorsa,biraz bekleyip bunlardan birinin kuvvetlenmesini istemek gerekir. Söz konusu bu şartlarda, rahat bir koltuğa ve sandalyeye veya divana, bedeni yormayacak bir sekilde oturmalıdır. Önünüzdeki telepati kartlarının yüzleri aşağı gelmek üzere konmalıdır. Daha önce bu şekillere bakılmadan paket iyice karıştırılmalıdır. Sonra elinizi en üstteki kağıda hafifçe koyarak tesirleri almaya, yani en üstteki kartın ne olduğunu bilmeye çalışmalısınız. Aklınıza gelen şekil üzerinde fazla tereddüt etmeden ne olduğunu, bir kağıda sırayla yazmalısınız. Doğru mu, yanlış mı diye kontrol etmeden en üstteki kağıdı paketten çekip yüzü yere gelmek üzere’ koyunuz. Sonra çekeceğiniz kagıtları da sıra ile bunun üzerine koyunuz. 25 kartın da çekilip üst üste konması ve böylece sıra ile tahmin ettiğimiz şekillerin yazılması bittikten sonra, sıra ile kontrollere başlanacaktır. Kontroller bittikten sonra doğru olarak bilinen kartların sayısı sayılır. Bilindiği gibi Telepati Kartları 5 tür şekilden oluşan 25 lik bir desteden ibarettir. Yani 5 tane kare, 5 tane yıldız, 5 tane daire, 5 tane artı işareti ve 5 tane de dalgalı hat vardır. Buna göre doğru tahmin etme sayısı 5 den aşağı olursa bir kıymet ifade etmez, en aşağı 5 den yukarı olmalıdır. Yukarıda anlatılan şartlarda sabırla çalışmalara devam edersek ve kuşkusuz durugörü yeteneğimiz de varsa mutlaka başarılarımız artacaktır. Şunu da belirtmek gerekir ki, bu yetenek az çok herkesde vardır. Bazı kişilerde ise çok fazladır. Özellikle hassas kimselerde, rüyaları genellikle gerçekleşenlerde bu yetenek doğal olarak fazladır. Spiritoloji’de Durugörü ve Durugörü ******luğu Parapsikoloji’de durugörü, normal duyuların sınırı dışında kalan,geçmiş zamana ve şimdiki zamana ait fizik objelerin paranormal algılanışı olarak tanımlanır. Ancak, spiritolojide durugörü, görsel duyunun bir uzantısı ile edinilerek daha ziyade rehberlerin yardımıyla ve daima, hepimize bahşedilmiş olan psişik mekanizma sayesinde gerçekleşen ‘duru görme’dir. Spiritoloji’de durugörü iki şekilde deneyimlenir: ‘Objektif’ ve ‘Sübjektif’ ya da ‘Sezgisel’. Objektif Durugörü, ******un, ‘bir ruhsal varlığı (ya da objeyi) sanki fiziki olarak mevcutmuş gibi görmesine denir. Yani, aynen üç boyutlu fizik dünyadaki normal bir insanı gördüğü şekilde görecektir. Ruhsal ziyaretçi ayakta duruyor ya da her bakımdan canlı gibi görünerek bir iskemlede oturuyor olabilir. Bu sebepten de sanki gözlerle görünüyormuş gibibir izlenim uyandırır, çoğu kez bu vizyon uzun sürmez; sönüp kaybolmadan önce belki de bir ya da iki saniye geçer. Kuşkusuz, ziyaretçi, fiziki olmadığı için de gözlerle algılanabilmesi için gerekli olan ışığı yansıtamaz. Böylece, sanki ******un, bu vizyonu gözleri ile görmesi gibi bir durum sözkonusu gibiyse de gerçekte böyle olmaz. Yine de, ruhsal alem (spatyom) ile madde alemi arasındaki bağıntıyı da dikkate almamız gerekir, örneğin” ruhsal ziyaretçi havada asılı kalmayıp yerde yürüyormuş gibi görünebilir ve önceden de değinildiği gibi, elleri iskemlenin kollarına dayanmış bir halde otururken de görülebilir. Bir ruhsal formla maddi objeler arasında böyle bir bağıntının nasıl tesis edildiği hakkında pek birşey bilmememize rağmen,bu hususun, ruhsal ziyaretçinin fizik dünyaya ait objelerin farkında olduğunu gösterdiği muhakkaktır. Mantıki bir hipotez olarak, ******un ruhsal varlıkları bu şekilde, ruhsal bedenine ait olan ve surlu zihnin vizyonu gözlemlediği zihin aynasına bu vizyonu aktaran ruhsal gözü vasıtasıyla gözlemleyebildiği ileri sürülebilir. Çoğukez, bu türden klervoyan bir vizyonun hatırası son derece canlı olup, her an için güçlü bir şekilde zihinde canlandırılabilir. Objektif Durugörü az rastlanır bir yetenek olmasının yanısıra, Sübjektij (Sezgisel) Durugörü ile bir ara*da görülür. Durugörü kanalıyla genel olarak algılanan vizyon türü sübjektif vizyondur. Sübjektif Durugörü, ruhsal bir varlığa ya da objeye ait bir düşünce resminin, irtibat halinde olan bir ******un zihin aynasına ve dolayısıyla şuuruna ******un ruhsal zihni vasıtasıyla ak*tarılmasına denir.Sübjektif vizyon ******un hafızasından gelmeyip, ruhsal bir kaynaktan projekte edilir. Herhangi bir resmi, örneğin bir çehreyi, bizim bir fotoğrafı bir sahne üzerine projekte ettiğimiz gibi,zihin aynasına projekte etmek:ruhsal varlıkların kudretleri dahilindedir. Projekte edilen çehrenin tanınması için canlı gibi ve tam olması ayrıca fizik yaşam sırasında sahip olunan özellikleri taşıması gereklidir. Bu vizyontar, istisnasız öylesine nettir ki, ****** böylece, vizyon kimin için gönderilmişse o şansa apaçık bir tanımlama yapabilir. ******luğa yeni başlayan bir kimse için ilk vizyonlar sanki hayal gücünden doğuyormuş gibi gelebilirler . Bu vizyonların hatıralarının çok daha canlı ve kalıcı olmalarının dışında, bunların ruhsal olup olmadığı hakkında kuşkuya düşmek doğaldır. Bunu anlamanın en iyi yolu, celsede hazır bulunanlara vizyonun . veçhelerinin herhangi bir kimse tarafından bilinip bilinmediğini sorarak, kanıtlar aramaktır ve bir durugörü vizyonunun arkasında daima bir amaç vardır ve tecrübesiz ******un irtibatı sürdürebilmesi halinde, vizyon ya da sezgisel düşünce şeklinde, kanıt olacak daha başka işaretlerin gelmesi muhtemeldir. Bir ******un klervoyanlığını kabul ettirebilmesindeki başarısı, hiçbir şey katmadan sadece gördüklerine sadık kalarak yapacağı tariflere bağlıdır. ******, durugörü vizyonunun ne anlama geldiğine dair kendi yoru*munu işin içine katmamalıdır. Buna güzel bir örnek olacak klasik bir vaka vardır: Tecrübeli bir ****** spatyoma intikal eden eşi hakkında bir bayana uzun, ayrıntılı ve kanıtlara dayalı bir tarif yapar ve başarılı olur. Bunu, aile çevresi ve ilgilendikleri konular hakkında daha başka kanıtlar izler. Medyom, sonra, bayanın eşi için, «Ördek yetiştiriyordu,» der, fakat bu husus reddedilir. ****** söylediği üzerinde ısrar ettikçe, bayanda kabul etmemekte direnir. Sabrı tükenen medyom « ‘’Şu anda, yukarıya ve üstüne doğru kıvrılan kuyruğuyla ördeği görüyorum,» diye gördüğü vizyonu açıklar. Bu sözün üzerine kendini gülmekten alıkoyamayan bayan, ‘Ne demek istediğimi şimdi anlıyorum, zira aile adımız Drake idi,’ diyerek durumu açıklığa kavuşturur. Bu örnekte, projekte edilen ördek resmini gören medyom bu vizyonun üzerine kendi yanlış yorumunu ekleyince başarılı olamamış, fakat sadece gördüğünü tarif eder etmez de hemen kabul edilmiştir. Bir durugörü vizyonu projekte eden ruhsal varlık, eğer fizik yaşamdaki deneyimleri ile ilgili bazı kanıtlar sunmak isterse, rnedyumun zihnine, örneğin bir beyaz teriyer’in (bir cins av köpeği )’ resmini gönderir ve bu resim medyomun zihin aynasına aynı şekilde aktarılır. Bundan sonra, ******un şuuruna ‘bir beyaz teriyer’ kelimelerini verecek olan, köpeklerin cinsleri ve renkleri hakkındaki kendi bilgisidir. Durugörü, ıstisnasız olarak, çehrelerin, insanların, giyimlerin, objelerin resimlendirilmesi ile isimler ve daha başka düşünce direktifleri veren bir düşünce akımının, sürekli bir akış halinde birbirini izleyen bir bileşimidir. Tecrübesiz bir ******un ruhsal varlıklarla arasındaki yakınlık ve irtibat güçlendikçe, durugörü vizyonu sembolik işaretler ve durumlar halini alabilir. Bu işaretler simetrik bir desen şeklinde olabilir çoğukez, koyu bir fon önünde beyaz ışık içerisinde görünürler (renklide olabilirler). Sembolik durumlar ise medyomun bilmediği kişi ve yerlerin resimlendirilmesi şeklinde sunulabilir. Bazen de bunların spiritüel bir anlamı bulunabilir. ******, ‘sezgisel karakterdeki durugörü vizyonlarını almaya alıştıkça, özel durumlarda objektif durugörü de deneyimleyebilir. ******, hiçbir zaman, arzuladığı durugörü tipini önceden aramaya kalkmamalıdır, bu doğal olarak gelmeli ve geliştirilmelidir. Durugörü, sadece, irtibat halindeki bir ******un zihin aynasının, bir ruhsal varlık ya da rehber tarafından resimlere ve düşüncelere maruz bırakılmasıdır. Hiçbir ****** bunu kendiliğinden yaratamaz ; bu yöndeki bir zorlama sonucunda gerçek durugörünün yerini ******un hayal gücü alacaktır ve bu da ******un kendi gelişimini engelleyecektir. Durugörü ******luğunun bağlı olduğu beden enerji merkezi, iki kaşın arasında yer alan ‘üçüncü göz’ dür [‘ajna]. Bedenin yedi enerji merkezinin (bu enerji merkezlerine ‘Şakra’ adı verilir) altıncısı olan ‘üçüncü göz’ün hipofiz bezi ile, ve beyin epifizi ile bağlantılı olduğu kabul edilir. Eğitildiği ve doğru bir şekilde kullanıldığı takdirde, daha kolayca gözlemlenebilmeleri amacıyla, psişik görüntüleri netleştirir, büyütür ya da küçültür. Bu merkezin ya da ‘şakra’nın geliştirilmesi için kişi kendi üzerinde sıkı bir disiplin uygulamalıdır .

Konuya Bir Cevap Yazın

  • 22138 Kayıtlı Üye
  • 16501 Konu
  • 143704 Cevap
  • Son Üye kellyFak
Forumda Kimler Online (Şu anda 1 kişi Online)
  • ADMINISTRATOR (3)
  • SÜPER MODERATÖR (9)
  • MODERATÖR (1)